Ana içeriğe atla

Nitelikli

Az sevenin paraşütü hazırdır

Daha az seven... Ne kadar irite edici... Yani birini seviyorsunuz, önemsiyorsunuz, hayatınızın bir parçası haline getiriyorsunuz ve bunu tek başınıza yapmıyorsunuz sonuçta . Zaman ilerledikçe de hayatınızdaki insanla bir dinamik yakaladığınıza inaniyorsunuz  ama karşı taraf sizi az sevdiği için bir ayağı hep dışarıda, hep bir kaçış planı hep bir yedek opsiyonu var... Ne kadar çirkin ne kadar etik dışı geliyor insanın kulağına...  Az sevmekle hiç sevmemek arasında fark var mı? Bir ilişki yaşayacaksan niye az sevesin ki, idare ederiz kafası mıdır bu? Bu nasıl bir mentalitedir? Ya da daha iyisini bulana kadar oyalanırız mı?  Sevmiyorsanız,beğenmiyorsanız başlamamak hiç aklınıza geldi mi peki???. Hiiiçç insanların hayatına dahil olmayın mesela ya da oldu da dahil oldunuz karşınızdakinin zamanını çöp etmeden çıksanız?. Ya da gerçekten o hayatı paylaşmaya karar verin ve ona göre davranın. Hoş gerçi onu da tam yapamıyorsunuz. Bir var bir yok moduna geçiyorsunuz ki bu da sizin za...

Eski defterler...

 

Geçen cumartesiden beri aklımda hep eskiler var. Sürekli hatıralar, kapanmamış yaralar, geçmiş ama içimde hesaplaşması bitmemiş olaylar kafamın içinde dönüp duruyor. Adı üstünde eski halbuki değil mi? Bitmiş gitmiş belki de sadece saliselik bir şekilde akıla düşmesi gerekmez mi? Tam tersi düşündükçe laf lafı açar gibi anı anıyı, acı acıyı açıyor beynimin içinde. Sürekli geriye daha da geriye giderek bu olmuştu , sonra bu oldu ama daha öncesinde de bunlar yaşanmıştı şekilde gidip geldim tüm haftasonu. O kadar yorucu ki bu... İnsan hep şunu şöyle yapsaydım da böyle olur muydu acaba diye düşünmeden edemiyor. Halbuki bakıldığında şuan bunu konuşmak neye çare? Ne geçebilir ki elimize değil mi? Değiştiremeyeceğin onca anı, hatıra, acı, üzüntü, gözyaşı akıttığın olay belki biraz da mutlu anlar, onu da kabul etmek lazım tabii... İyisiyle kötüsüyle yaşandı ama bitti. Değiştirme imkanımızın olmadığını bile bile senaryolar değişir kafada başka sonuçlar elde etmek ümidiyle belki de... Keşke girer devreye o an... Keşke öyle olmasaydı, belki öyle demeseydim ya da demeseydi, ya bana bu şekilde yaklaşsaydı ya da ben şöyle davransaydım... Bu uzar gider ama sonuç sadece beyin olarak yorulmuş, tüm gün geçmişle savaşmış bir don kişot bünyeden öteye geçemez.

Olaylarla veya kişilerle bitmeyen hesaplaşmalar olduğunda ben insanın bu anıları sürekli canlı tuttuğuna inanırım. Belli ki içte bitmeyen bir hesap var. Sürekli alakasız zamanlarda aklına düşüyorsa eskiden yaşadıkların ve özellikle olumsuz deneyimlerin, o insanlarla ve/veya olaylarla kapanmamış hisler vardır. En azından bu benim ve benim gibi düşünenler için öyle sanırım. İlla gidip yüzyüze konuşmak gerekmez belki değil mi? Belki de içinde hafifletmen, bırakman ya da vazgeçmen, teslim olman ya da kabullenmen gerekenler vardır. Sadece kendi kendine yapabileceğin ama tünelin sonunda sana ışık vadeden bir hesaplaşma...

Kendi adıma konuşmak gerekirse ben içimde bir şeyleri halledebilenlerden değilim sanırım. Ben sadece içimde olayları büyütüyorum, kendimi daha fazla yaralıyorum, yıpratıyorum, karşımdakini ya da o olayı döndürüp döndürüp farklı boyutlarda tekrar yaşıyorum. O kadar yorucu ki bu süreç bir insan için , inanamazsınız. İnanın bile isteye yapmıyorum elbet ama bir türlü meseleleri kendi içimde çözmeyi, akışa bırakmayı, affetmeyi, nötrlemeyi ya da kabullenmeyi başaramıyorum. İlla ama illa karşımdaki insanla bunu yüzyüze konuşmak istiyorum. Belki iletişim takıntımdan belki gerçekliği ancak yüzyüze konuşarak hissedebildiğimden midir bilmiyorum ama o kişiyle o olayı karşılıklı konuşup derdimi anlatmazsam, anlatamazsam inanın benim için o olay hiç çözülmeyenler dosyasında yerini alıyor. Zaman akıp geçiyor ama o açık konular kabuk bağlamıyor bende. O nedendendir ki eskiler benim çok düşer aklıma. Birikmiş hesaplaşmalar dosyası kabarıktır. Biliyorum bana zarar verdiklerini, gidip zamanında konuşsam belki kendimi ifade etsem o kadar birikmeyecekler ama ah işte ah bir başarabilsem... O an içimde fırtınalar kopartarak sustuğum ama sonrasında o fırtanın beni yerle bir ettiği onca olay... Tekamül yolunda sanırım kendi sınırlarımı belirleme ve kendimi anda ifade etme benim sınavım. Kendimi diğer alanlarda ne kadar rahat ifade ediyorsam, özellikle romantik ikili ilişkilerde bir türlü bunu başaramadım. Zarar verdiğini bile bile... Zarar sadece kendime tabii...

Siz siz olun kendinize bu kadar zarar vermeyin olur mu? Belki bu yazıyı okuyunca bir nebze de olsa evet ben de bunu yapıyorum ama gerçekte yapmamak lazım diyebilirsiniz. Kim bilir belki birinizin bile aklında, yüreğinde bir gram kendimi korumalıyım hissi uyanır... Umarım öyle olur...

Günün birinde kendiminde bunu başarabileceğine inanma dileğiyle...




Yorumlar

Popüler Yayınlar