Ana içeriğe atla

Nitelikli

Ama bana "ben buradayım" dediler

Sevgi şartlarla koşullara sunulmaz. Sadakatin karşılığı bu olmamalıdır. İniş çıkışlara, kararsızlıklara, uzaklaşmalara rağmen kalırsınız. Ama sizin gerçekten ona ihtiyacınız olduğu an o yoktur... Ve ilk kez şunu hissedersiniz. Sevdiğiniz insanın yanında bile fazlalık gibisinizdir.  Aslında o sizi kaybetmemiştir, sizi her seferinde yavaş yavaş bırakmıştır. Cevapsız kalan mesajlarla, merak bile etmeyişlere, çok hassassın diyerek duygularınızın küçümsediği anlara, çabanızı değersizleştirip sessizliğinizi kabul ettiği her durumda; siz orada biraz daha yok olursunuz. Neden hiçbir zaman yetemediğinizi, hiçbir zaman onun için tamam olamadığınızı sonradan anlarsınız... Çünkü mesele yetememeniz değildir.  Kendine bile yetemeyen bir insana siz nasıl yeterli olursunuz ki zaten.. Onun ihtiyacı sevgi değildi. Sevginin onun için bir değeri yoktu. O an kendini kandırdı ve sizinle devam ettin ve sen varlığını gerçek sevgi sandın.  Şimdi çok daha net görüyorsunuz değil mi?. O sevilmek ist...

Aç gözlerini!


Gerçekten aşk insanı kör eder mi sizce? Yoksa insan kör olmak mı ister içten içe? Farkına vardıkları, bildikleri, göz göre göre içine atıp yokmuş gibi davrandıkları daha çok canını yakmasın diye kör olmayı mı tercih eder? Böylesi mi daha iyidir? Ne dersiniz? İlişkideyken insan derler ya toz kondurmak istemez sevdiğine. Bence öyle yani...Ben öyleyim yani daha doğrusu :) Yazılardan anlamışsınızdır zaten, sevdiğimde sadece gözüm değil, tüm algımda kör oluyor bence benim. Sizde durum ne? Nasıl bakarsınız karşınızdaki insana? Sevdiğiniz insana? İçinizin titrediği o insana? 

Acaba korkaklıktan mı kör gibi bakıyorum diye düşündüm hep ben ilk başlarda... Bence itiraf etmeliyim, içten içe kaybetme korkusunun da payı var bu bilinçli körlükte. Ama sadece o değil, öyle düşünmeyin ne olur. Sadece o değil. 

Güven duyma isteği var bir kere en başında, her koşulda güven duyabilme isteği... Ne güzel olurdu değil mi? Korkusuzca ve sıfır şüphe ile güven duyabilmek sevdiğine... Sonra konduramamak var, varsayımlar var, olmasını istediin çerçeveye tutunmak var. En sonunda da işte içten içe olmadığını bildiğin halde kaybetme korkusu var. Ne yapmalı peki? Nasıl çözmeliyiz sizce bunu? Tavsiyelere açığım, beklerim :) 

Ama her ne olursa olsun gözlerimizin ilişkinin sonunda aşağıdaki resim gibi kanaya kanaya, içimizi acıta acıta, bizi paramparça etmesini bekleyene kadar zamanında gözümüzü açmamız hepimiz için en iyisi sanırım. Ah işte ah bir de bu yazdıklarımı gerçek hayata dökebilsek değil mi? :) 

Olsun be! Biz de bir gün düzelicez inşallah  :P

PS: Resim çok dramatik geldi , havayı dağıtmak için azıcık şımarayım dedim yoksa hepimiz depresyona gireriz :)








 

Yorumlar

Popüler Yayınlar